1 Eylül 2014 Pazartesi

Ben Eylülleri boş yere sevmedim

Beni hep bu havalar aşık etti. Hep bu havalar yeni cümleler, yeni hikayeler verdi kucağıma.

Çiçekler solarken Eylül'de açar benim yüreğim. Dallanır, budaklanır, uzanır ta nerelere, kimlere dokunur.  Gönlüm de, kalemim de kural, sınır, mesafe, ihtimal bilmez nasılsa.

Susmaz gönlümün kendini güzel sanan sesi. Durmaz, tükenmek nedir bilmeyen kalemim. Biri söyler. Diğeri yazar. Atlamadan her sözü diyebilmek için, dünya durmadan, ömür bitmeden yetiştirebilmek için çalışırlar.

Her duyguya tek tek itinayla uğrar, her birinin gönlünü yaparlar.  Bir hal hatır sorar, bir parça birşey çalar, koşa koşa döner yazarlar buraya.  Buraya dediysem kağıt, defter, dosya, klavye, kitap, duvar, boşluk farketmez. Yazar da yazar, yaşar da yaşar yüreğim.  Eylül gelmiş, durmak olur mu? Gecem gündüzüme karışır.  Çaylar kahveler birbirini uğurlar. Rengin her tonu, çiçeğin her kokusu, yazının her tipi, hayatın her şekli çalar da kapımı, hiç biri imzasını atmadan gitmez.  Ama hiç biri de yatıya eğlenmez. Hasretin, aşkın, sevginin, hüznün, kederin, acının, ayın, yıldızın, güneşin, ağacın, yeşilin, pembenin, mavinin, dalganın, rüzgarın, notanın, insanların ve ömürlerin acelesi vardır hep; beklemezler. Kalemime değenler, değil kalıcı olup benimle yaşlanmak, durup dinlenmezler bile. Şöyle bir uğrar, biraz oyalanır, biraz demlenir, aklımı başımdan alır giderler. Yüreğim takılır peşlerine. Ruhum hemen onu takipte. Uçar giderler. Gezer, tozar, coşar, birilerinin hayatına değer, onları ebeler, sobeler her Eylül tekrar yeniden bana gelirler.

Ben bu Eylülleri boş yere sevmedim ki...

7 Temmuz 2014 Pazartesi

BESEM -ÖZÜR DİLERİM ÖZÜRLÜYÜM

BESEM - Bedensel Engelliler Sanat Eğitim Merkezi

Bedensel engellerinin tutsağı olmak yerine hayata tutunup hayatın içinde olmaya çalışan pırıl pırıl bu insanlar bir tiyatro topluluğu oluşturmuş ve ÖZÜR DİLERİM ÖZÜRLÜYÜM adlı iki perdelik komedi yapmışlar.  Bize de bu emeğe ve girişime gidip alkış tutmak düşerdi. Ben de öyle yaptım. 50 tl 'lik biletimi alıp Maslak Tim Show Center'da yolunu tuttum.

Yetenek Sizsiniz yarışmasını engelli yetenekler arasında düzenlendiği bir oyun karşıladı bizi.  Hem şarkı, şiir dinledik, hem oynayanlara ritim tuttuk. Bir yandan sukredip bir yandan da düşündük bolca ve tabi ki takdir ettik.

İlki düzenlenen bu organizasyonun ikincisi de Ağustos ayında.  Bilet rez 0530 143 10 81
www.besem.net adresinden de detaylı bilgi alabilirsiniz

Gidemeseniz de bir bilet alın, destek olun. Bir tanıdığınıza ya da hiç tanımadığınız bir çocuğa verin bileti gidip oyun izlesin. Unutmayın HER INSAN BIR ENGELLI ADAYIDIR.  Allah hepimizi korusun ama bu bir gerçek.

Oyundan kareler şöyle;








31 Mayıs 2014 Cumartesi

Pınar Gogulan ile Regresyon Semineri


22 Mayıs günü Sevgili Tuten sayesinde instagramda gördüğüm ve kayıt yaptırdığım Pınar Gogulan'ın Regresyon Tanıtım ve Semineri'ne katıldım. Sevgili Pınar'ın danışanlarının ilginç hikayelerine ve değişimlerine daha önce internette türlü hikayelerle farklı sitelerde rastlamıştım.

(Dilerseniz siz de kendi sitesinden benzer hikayeleri okuyabilirsiniz)

Bilinç altı ve düşünce gücüne inanan biri olarak regresyon zaten ilgilendiğim ve merak ettiğim bir konuydu. Bu seminer fırsatını kaçırmak olmazdı.

Önce isterseniz Regresyon Nedir? Onu açıklığa kavuşturalım. Kelime anlamı olarak kaynağa inmek anlamına geliyor. Anne karnından itibaren bilinç altındaki sorunun, olayın kaynağına inip fark etme ve çözümleme. Hatta reenkarnasyona göre önceki hayatlarımızda yaşadığımız sarsıcı olaylar, geçirilen kazalar ve ölüm anları da bugünkü yaşamlarımızda izler taşımakta. Şimdiki Zaman Regresyonu ve Geçmiş Yaşam Regresyonu olarak iki ayrı döneme bakılan seanslarında bilinç altındaki korku, nefret, kıskançlık, aşırı hırs, depresyon, endişe, güvensizlik, panikatak sıkıntıları, aşk/iş/arkadaşlık vb konularda sürekli aynı sorun ya da başarısızlık, sebepsiz kronik vücut ağrıları gibi pek çok sorunun nedeni açıklığa kavuşuyor ve çoğu bilindiği için kabullenilip çözümleniyormuş.

Bu kadar açıklamadan sonra gelelim seminere.  Seminer zaten bi ön araştırmasını yaptığım benzer bir Regresyon tanımlamasıyla başladı ve sonraki ilk konu Pınar Hanım'ın büy ük harflerle yazdığı ENERJİ oldu.


ENERJİ: Canlı, cansız herşey bir enerjiye sahip ve hepimizin bu enerjiler ile bir etkileşimi var.

Enerji ne? Nasıl mı? Yine mi enerji? İçinizde bunları sorgulayanlar olduğuna eminim. Yakın çevremden de benzer sorular geldiği için biliyorum. Hani kem göz diyoruz, nazarladı diyoruz, şunun ahını/bedduasını aldım diyoruz ve inanıyoruz. Ya da pozitif birinin yanında kendimizi iyi hissedip, bizle dertleşmeye gelen sıkıntılı kişi gittikten sonra kötü hissediyoruz, içimi kararttı diyoruz, nazar duası okuduğumuz birinden sonra ağırlık çöküyor ya. İşte bu ve benzeri şeyler enerji sorunuzun cevabı aslında. Bir eve girdiğimiz ya da bulunduğumuz ortamda kendimizi nasıl hissettiğinizle ilgili duygularımız da o evin enerjisiyle ilgili.

Maalesef bütün enerjiler pozitif değil ve hepimiz tüm gün ve tüm hayatımız boyunca her enerjiden etkileniyoruz ve başkalarını etkiliyoruz.  Görüştüğümüz, konuştuğumuz, dokunduğumuz, baktığımız herşeyden bir parça bırakıyor bir parça da alıyoruz.

Yetmezmiş gibi benim de yeni öğrendiğim eklenti enerji konusu mevcut ki, farkında olmadan ruhumuzu ve hayatımızı tüm bu yükleri taşımakta zorluyoruz. Sonra da sinirli, stresli, yorgun, bitkin olabiliyoruz.
Oysa ellerimizi yıkamak gibi enerjilerden arınıp temizlenmemizin de bir çözümü varmış.  Sevgili Pınar Gogulan seminere katılanlara uygulamalı olarak "Enerji Temizliği" yaptırıp, hergün bir kaç dakikamızı ayırarak bu yükten nasıl arınacağımızı öğretti.

Sadece arınma mı? -Hayır
Enerji Alanımızı korumayı, kötü enerjili biriyle nasıl enerji bağımızın kesileceğini de öğretti saolsun.

Ve günün tek sürprizi bu değildi.  Herkesin iki meleğim dışında bir de rehberi olduğundan bahsedip bizi gözlerimiz kapalı yönlendirerek rehberimizle tanıştırdı. Rehberimizden tavsiye alıp bir de soru sorduk. Gördüklerimizi gözlerimizi açınca not ettik. Pınar Hanim yazdıklarımızı gördüğümüz renklere göre yorumladı. Toplu yapılan bu seansta herkes farklı şeyler gördü. Ben şüpheyle yaklaştığım bu konuya gördüklerimden sonra şaşkınlıkla beraber inandım.

Enerji alanını temizleme/koruma ve rehberle tanışma/iletisime geçme seansları için öncelikle odaklanmak gerekliydi. Odaklanabilmek için de ruhu bedene sokmak gerekiyor. Hayat koşuşturması ve herşeye yetişememezlik kaynaklı hepimizin aklı başka yerlerde. Tenis, yoga, dans, koşma gibi aktiviteler ve sık sık nerede olduğunuzu ve ne yaptığınızı kendinize hatırlarmanız ruhu bedene sokmanıza yarayacak şeylerden bir kaçı.

Pınar Hanım aynı zamanda çocuk Regresyonu yapıyor. Cocuk regredyonuna sırf oğluna yardımcı olabilmek için başlamış. Bu konudan ve eklenti enerjinin ikiz oğullarımdan Berâ'daki etkisinden  aşka bir yazımda bahsedeceğim. Yüzeysel yazmak ve bu paylaşımı daha fazla uzatmak istemiyorum.

Not defterimde yer bulan altı çizilesi cümlelerim de şunlar;

*Regresyon size rağmen değil, sizinle beraber çalışır
*Ruhsal operasyon bilimsel çalışmadır
*3 türlü karma vardır.
-Düşünerek
 -Konuşarak
  -Yaparak yaratırız

*Kaynaktan Beslen.  Başkasından değil!

*İNANDIĞIN KADAR KORUNURSUN, TESLİMİYET ÇOK ÖNEMLİ!

            KARMA
Seni Seviyorum
  Özür dilerim
   Lütfen Beni Affet
    Teşekkür ederim

Bu dört cümleyi hergün herkese ve her olaya karşı defalarca tekrarlayın. Iyi gelecek göreceksiniz

Umarım faydalı bir yazı olmuştur.  Eğer ilgilendiyseniz bu semineri kaçırdım diye üzülmeyin.  Çünkü Pınar Gogulan'ın her ay düzenli olarak İstanbul'a gelip bu semineri veriyor ve isteyenlere kişisel seanslar düzenliyorlar. Bu gelişmeleri instagram ve twitter hesaplarından @mucizepinari ve @tuten den takip edebilirsiniz

Sevgiler



17 Mayıs 2014 Cumartesi

#Soma

#SOMA
Hiç tadım tuzum yok. Ne orada onca çocuk öksüz kalmışken, kendi çocuklarımı sevmeye; onları eğlendirmeye yüzüm var.  Ne de vicdanımda onca eş, anne, kardeş olan kadın orada ağlarken birilerine tebessüm etmeye.

Yok. Hiç bir köşesinde yer yok vicdan terazimin.  Meğer kocaman rakamlarla ne rahat yaşıyormuşuz şikayet ettiğimiz hayatlarımızda. Güneşi, gökyüzünü, sevdiklerini her gün
metrelerce yerin altına satan insanları unutmuşuz.

Hayat kadar adaletsizleştirmişiz yüreklerimizi. Görmezden gekerek, unutarak, ötekileştirerek, hayat böyle; o işi de biri yapacak elbet diyerek
nasırlaştırmışız kalbimizi, aklımızı.
Böyle olunca hayatın hatırlatması da, bizi kendimize getirmesi de ağır oldu.  Ama fatura yine yanlış tarafa kesildi. Bize bu farkındalığı Soma'daki Madenciler ve aileleri ısmarladı ne yazık ki.

İnsan hayatı nasıl bu kdr ucuz oldu ki?  Geri dönüşü olmayan, yerini hiç birşey tutmayan paha biçilmez olan insan hayatı nasıl bu kadar hiçe sayılabildi? Nasıl insanların aklı tutuldu. Nasıl ihmal edildi. İhmale göz yumuldu, destek verildi.

Neresinden tutarsan tut elinde yoksulluk kalıyor. Bir de daha çok para uğruna koca bir sorumsuzluk ve hiçe sayma.  Çaresizlik akıyor bu tablonun her yerinden ve çocuklar ağlıyor. Başı öne eğiliyor ya bi çocuğun, kayıpların sayısı verilmiyor ya kızgınım. Keşke duvarlarını cenaze tabutlarının ördüğü Soma'yı ihmal edene, ettirene. Bilip de söylemeyene, göz yumana. Normal karşılayana, ilgisiz kalana, kanı
donmayana, yüreği sizlamayana, acıya siyaset karıştırana.  Kaybı olanlara olan yaklaşım tarzına, içi yananı anlamayana, tek derdi kendi paçasını kurtarmak olana ve elimde herşeyi düzelecek, güzelleştirecek sihirli bi değnek yok diye kendime çok kızgınım çok.

Kısacık ömürlerimizde mutlu, huzurlu ve adaletli bir hayat yaşamak bu kadar mı zor?

Ayşen Ilgın

16 Mayıs 2014 Cuma

Soma'da Babasız Kalan Çocuklar

#Soma

Ülke olarak bize insani değerlerimizi yargılatan, içimizi burkan, yürekler dağlayan, babasız çocuklar bırakan maden yeri.

Ve Türkiye'nin dört bir yanında hala duyguları olan, ben ne yapabilirim, elimden ne gelir diyen, içi içine yiyen, gözleri yaşlı binlerce insan

Sen de mi onlardansın? Öyleyse sen de facebookta kurulan "SOMA da babasız kalan çocuklar" grubuna katıl ve neler yapabileceğini, neye ihtiyaç olduğunu öğren, gerçekleştirilecek organizasyonları takip et ve duyur

Şimdiden hepinize teşekkür ederim, güzel yürekli insanlar

4 Mayıs 2014 Pazar

Yeni bir blog daha

Merhaba.  Uzun bir aradan sonra bu buradayım. Bu aradaki sessizliğim sizi bu sayfada ikizli hayatın getirdikleriyle bozmak istemeyişim dolayı bu hayatımın getirdiklerini paylaşacağım bir blog daha açmış olmam.
Belki çocuklu hayatla da ilgilenmek istersiniz  diye sizle de paylaşmak istiyorum

http://ikizlihayat.blogspot.com.tr/?m=1

Bu artık burada yazmayacağım anlamına gelmiyor.  En yakın zamanda birikmiş kitap postalarıyla geliyorum

Sevgiler

18 Nisan 2014 Cuma

Türkiye Polonya İlişkilerinin 600 Yılı Sergisi


Pazar Günü havanın güneşli olmasını fırsat bilip, çocukları da alıp Emirgan Korusu'na gittik. Tabi benim gibi bir sanat sever oraya kadar gidip de müzeye girmese olmazdı.Sergi kapsamı Türkiye Polonya ilişkilerinin 600 yılıydı. Çocukları pusetlerine oturtup bilet almaya girdik. Ve öğrendik ki normalde kişi başı 15 tl (öğrenci 8tl) olan müze girişi çocuklarla gidildiğinde ücretsizmiş. Bu da dip not;)

Tabi ki sindire sindire gezemedik çocuklarla. Bera'nın yaklaşma sınırını belirleyen metal korumaları sökmeye çalışmasıyla çıkmak zorunda kalsak da iki yılın ardından bu sergi bana çok iyi geldi. Gidin görün derim. 






 
Bültenler alıntı; 

S.Ü. Sakıp Sabancı Müzesi, Türkiye ile Polonya arasındaki ilişkilerin 600. yılı kapsamında, 7 Mart – 15 Haziran 2014 tarihleri arasında “Uzak Komşu Yakın Anılar: Türkiye - Polonya İlişkilerinin 600 Yılı” isimli sergiye ev sahipliği yapıyor. 
Türkiye ve Polonya Cumhuriyetleri Cumhurbaşkanlarının himayesinde açılan, Dışişleri ve Kültür Bakanlıkları tarafından desteklenen sergide; Polonya’nın müze, arşiv, kütüphane, manastır ve kilise koleksiyonlarından eserler yer alıyor. Sergide, Türkiye’den Topkapı Sarayı Müzesi, Türk İslam Eserleri Müzesi ve Sadberk Hanım Müzesi ve Sakıp Sabancı Müzesi koleksiyonlarından seçilenlerle birlikte 348 eser sergileniyor.

29 Mart 2014 Cumartesi

BİZ NE SINIF BAŞKANLARI SEÇTİK


Biz ilkögretim ve lise yıllarında da başkan seçerdik. Hatta bazen aday bile olmuşuzdur. Ama hiç birimiz bu süreçte ne dersleri iyi, öğretmenlerle, sınıfla diyaloğu iyi diye birini taşlamışızdır. Ne de yaramazlık yapıyor, kuralları çiğniyor, dersleri kötü diye kötülemişizdir.


Hiç kimse fikrini söylüyor diye ötekileştirilmemiştir. Hiç kimse hakkını savunuyor diye susturulmamıştır. Kimse tuttuğu adaydan dolayı hakarete iftiraya uğramamış, susturulmamıştır. Kimse kimseye şantaj yapmamıştır.  Kimse öldürülmemiştir.

 Hiç bir aday başkan olmak uğruna insan onuruna yakışmayacak çirkin olaylara bulaşmamıştır. Okul yıllarında kimse başkan seçerken kutuplaşmamıştır. Farklı adayları desteklediği için kimsenin arkadaşlığı bozulmamıştır.

 Çünkü o yaştaki çocuk bile bilir ki, seçim bittikten sonra herkes birbiriyle kalem, silgi, bilgi alışverişi yapacak. Birbirlerine ödevlerinde, sınavlarında yardım edecekler. Teneffüsde beraber oyun oynayacak, belki de birbirlerini korumak zorunda kalacaklar.

Peki seçim okulda böyleyken, simdi sınıf yerini ülke alınca, seçmen sayısı artınca, insan çocukluktan sıyrılıp büyüyünce, işin içine para ve ideoloji girince niye değişiyor. Bu adaylar ve seçmenler seçimden sonra ne yapacak, millet birbirinin yüzüne nasıl bakacak, birileri vicdanını nasıl taşıyacak merak ediyorum

Ülkemiz, geleceğimiz en önemlisi de çocuklarımız için, güzel günler görebilmek, huzurla nefes alabilmek için hakkımızda hayırlısı neyse o olsun

Sevgiler
Ayşen Ilgın

10 Mart 2014 Pazartesi

İkizannesi Olarak Yayınlanan Röportajım

ikiz annesi olan Duygu KARATAŞ'ın kızları için açtığı sitede, bi İKİZ ANNELERİ ANLATIYOR bölümü var. belirli aralıklarla ikiz anneleri ile yapılan röportajlar yayınlanıyor. ben de o annelere dahil oldum;) Site adresi linkte, oldukça sosyal bir ikizannesi sitesine göz atın derim;

http://www.defnevederin.com/2014/02/ikiz-anneleri-anlatyor-20-aysen-ilgn.html

İkiz Anneleri Anlatıyor 20 - Ayşen Ilgın

İKİZ HİKAYELERİ 'nin bugün iki yakışıklı erkek Enes ve Bera 'nın  hikayesi var !
 " İkizlerim ,adeta daha önce kaybettiklerimin yerine gelen hediyelerim " diyen Ayşen tüm detaylarıyla  yaşadıklarını  paylaşıyor...

1)ikiz bebek beklediğini ilk öğrendiğinde neler hissettin?Ailenle ve sevdiklerinle bu haberi nasıl paylaştın?

Hem çok şaşırdım hem de beklediğim bir şeydi diyebilirim çünkü hem benim dedemin de ikiz eşi var hem de eşimin kardeşleri ikiz olduğundan. Elbette çok sevindik öğrenince zaten ikiz sahibi olma ihtimalimiz aramızda esprisi olan bir konuydu!

Daha önce iki kez tek bebeğe hamile kalıp her ikisini de kaybetmiştim ve şimdi Rabbim aldığı iki bebeği ikizlerimle sanki bana geri veriyordu. Doktor kontrolünde ailemle beraberdik. Hepimiz aynı anda öğrendik ve uzun bir müddet önceki iki kötü tecrübeden dolayı sır gibi sakladık. Sonra bir gün bu güzel haberi daha fazla saklayamadan Facebook sayfama ; önce tek başımaydım,sadece bir'dim! Sonra iki oldum, şimdi ise dört oluyoruz yazdım. Ve böylece tüm çevrem öğrenmiş oldu :)


2)İkiz gebeliği hem psikolojik hem de fiziksel açıdan oldukça zor, senin gebelik dönemin nasıl geçti?Herhangi bir sorun yaşadın mı?

Benim gebeliğim çok sıkıntılı geçti. İlk 4 ay aşırı kusma sebebiyle 5kg kaybettim. Buna bağlı olarak halsizlik,düşük tehlikesi ve düşük tansiyon sebebiyle her gün yaklaşık 4 saat serum verdiler. Sonrasında kocaman göbeğimle halimden memnun gezindim dışarda! Hiç kilo almadığım ve kısa boylu olduğum için karnım o çok kadar dikkat çekiyordu ki, yolda gören kafasını çevirip bakıyor ve daha 5 aylıkken doğurmak üzere olduğumu sanıyorlardı : )

Yaz dönemi biterken ben 6.ayın başlarındaydım artık karnımı taşıyamıyordum ve belimdeki fıtık tavan yapmıştı. Nefes alamıyordum. Psikolojik olarak düşük yapmaktan çok korkuyordum ve aşırı duygusaldım tüm bu yaşadıklarıma rağmen hiç nasıl bakacağım diye düşünmedim aklımda sadece öpüp böyle koklayacağım günlerin hayali vardı.


3)Kaçıncı haftada, ne şekilde dünyaya geldiler? Planlı mı yoksa sürpriz bir doğum mu oldu? Bebeklerin doğum kilolarını paylaşmak ister misin?

Enes ve Berâ sabırsız ikizlerdendi!Hamileliğimde 20. ve 30.Haftalarda erken doğum tehlikesi yaşamış olsam da doktorların tedbirleri sayesinde ertelendi. İlkinde 4 gün ikincisinde ise 2 gün hastanede yattım. Sonrasında 35+5 haftada yani planladığımızdan 2 gün önce sağlıklı bir şekilde dünyaya geldiler. Berâ 2350gr Enes ise 2500gr doğdular ve Allah'a şükür her ikisi de kuvöze girmediler. Melekler korudu bizi diye düşünüyorum.


4)Doğum sonrası "lohusalık dönemi" nasıl geçti? Gebelikte aldığın kiloları verebildin mi?

Ben tam bir lohusa bunalımı geçirdim. Hayatımın her döneminde etrafımda onca insan varken doğumdan sonra sadece iki hafta kayınvalidem yanımdaydı.Hem Bursa'da yaşadığı için hem de evde onu bekleyen ikiz oğulları ve bir kızı daha olduğu için gitmesi gerekti. Ben de iki hafta annemde kaldım ancak sonrasında annem çalıştığı için ve aramızda 45km mesafe olduğu için sadece iş çıkışlarında gelip gitmeye çalıştı.Onun dışında bana muhtaç iki bebekle başbaşa kaldım. Her şey birbirine girdi. Uykusuzluk, yorgunluk, sütüm olsun çabaları arasında hayatımın en güzel olması gereken dönemi kabusa dönüştü. Şükür ki güçlü bir insanım. Onun da üstesinden geldim. Ama o dönemi bir prenses edasıyla yaşamayı isterdim :)

Gebelikte sadece 12 kg almıştım. O da neredeyse çocukların ve eşlerinin ağırlığıydı. Hastaneden döndüğümde  sadece birkaç kilo fazlam  kalmıştı.O da zaten  ödemdi, kısa sürede gitti!




5)Bebeklerin beslenme protokolü nasıldı?Anne sütü ,devam sütü takviyesi ???

Sezaryen doğum sonrası sütümün gelmesi için iki gün uğraştık. Çıkan damla damla sütleri henüz emmeyi bilmeyen miniklerime çay kaşığı ile verdik. Süt olmadığında da mama takviye edildi. İlk hafta bu şekilde geçti ama sonrasında sütüm arttı. Ben emzirmeyi onlar da emmeyi öğrendi.İkinci aydan sonra beşinci ayın sonuna kadar anne sütü yanında devam sütü takviyesi ile  devam ettik. 6.aydan itibaren artık sütüm olmadı. Mama ve ek gıda vererek devam ettik.


6)Bebeklerin ne kadar süre senin odanda yattılar? Kendi odalarına ne zaman geçtiler ?
İkisi aynı odada mı ayrı odada mı yatıyorlar?

Aslında hiç benim odamda yatmadılar. İlk 40 gün bütün aile salonda yattık :) Sonrasında onlar odalarında, kendi  yataklarında uyudular biz de kendi odamızda! O günden beri halen öyle devam ediyor!


7)Sana göre "İkiz annesi" olmanın, en özel ve en zor yanları nelerdir? İkiz annesi olduğun için kendini farklı hissettiren hadiseler yaşadın mı?

İkiz annesi olmanın en özel yanı tabi ki aynı anda kucağında iki bebek taşımak, ikisine aynı anda sarılıp koklayabilmek :)
Bir de  haftalarca hatta  aylarca sonra hala ikiz sahibi  olduğuna inanamamak olsa gerek :)

Zor yanları aslında çok fazla  ama baş edemediğim ve bana göre en zorlandığım kısmı her ikisine  eşit davranabilme, yetebilme içgüdüsü sanırım.Bunun yanısıra zaman zaman  hangisine bakacağını ,hangisini seveceğini şaşırıyorsun hakikaten  zor iş :)

Enes ve Bera, ikisi birden kucağıma gelmek istediğinde  ya da ikisi de benimle uyumak istediğinde , hangisine bakacağımı şaşırdığım çok oldu işte o anlarda  kendimi hep özel hissettim! Şükürler olsun!


8)İkiz annesini en zorlayan mevzuda yani iki evladına da her anlamda eşit davranabilmek için kendince izlediğin bir yöntem var mı? Vicdan terazisi denen his sence gerçek mi?

Daha öncesinde söylediğim gibi bence ikiz annesi olmanın en zor yanı, eşit davranabilmek. Doktorum bana "Hangisinin sana daha çok ihtiyacı varsa onunla ilgileneceksin tabiki, sakın bunu kendine dert etme!" demişti. Ben de doktorumu dinledim ama diğerini asla  ihmal etmedim sadece erteledim. Hiç bir şey yapamadığımda uyurken aldım kucağıma, birbirimizi kokladık, sarılıp kaldık dakikalarca :)
Vicdan terazisi bence en gerçek tartı!


9)Ailende bebeklerin bakımına yardımcı olan kimse varmı? Yardımcı çalıştırma konusunda ne düşünüyorsun?

İlk 10 ay tek başıma baktım bebeklerime. Her şey çok düzenli ve programlıydı. 10.ayın sonunda belimdeki fıtık nüksedince annemin yan binasına taşındıma Ama bu  da yetmedi.
Annem akşamları iş çıkışında  ve haftasonlarında  hep bizim evdeydi hakikaten hakkını ödeyemem.
Zamanla çocuklar hareketlenmeye başlayınca benim de bel ağrılarım çok artınca  bir yardımcı aldık.
Yardımcı konusunda evde başka birine alışabilmek zor iş ama alışınca da onsuz yaşayamayacak gibi hissediyor insan;)


10)İkizlerden sonra, sen özel yaşamına nasıl devam ediyorsun?
İş hayatından tamamen çıktın mı? Çalışıyor musun? Sosyal yaşamın neresindesin?
Yoksa senin için halen duş almak ve kahve içmek büyük bir lüks mü?

Halen çalışmıyorum. Çocuklarıma kendim bakacağım diye bir düşüncem vardı başlangıçta  ama şimdi tamamen değişti. Bence anneyle çocukların iletişiminin iyi olması, annenin verimli olması ve çocuğuna güleryüzlü davranabilmesi için öncelikle kendini iyi hissetmesi  lazım.
Kendini dışarı atması, biraz başka işlerle meşgul olması sosyal ve bakımlı olması lazım. Bunun da en kolay yolu çalışmak. Enes ve Berâ henüz 1 yaşındalar ancak  2-3 yaşına geldiklerinde çalışmayı düşünüyorum. Şimdilik evden çalışıyorum ,doğum öncesinde editörlüğünü yaptığım migmedya.com sitesinde köşe yazıları yazıyorum.

Son iki aydır haftanın bir günü en azından 1-2 saat gündüz çocukları bırakıp dışarı çıkıyorum. Ayda bir gün de yine benim gibi anne olan arkadaşlarımla çocuksuz gece dışarı çıkıyorum.Buarada seminer ve eğitimlere katılmaya çalışıyorum.

Daha önceleri duş almak ve kahve içmek gerçekten büyük lükstü ;)  Aslında bir bakıma da  iyi oldu. Monotonlaştığını düşündüğüm ,sıradan şeylerin kıymetini anladım. Hayata bakış açım değişti,daha programlı,daha hızlı ve hiçbir şeyi ertelemeden  ânı değerlendirerek yaşıyorum artık. Başka hiçbir spritüel etkinlik bu kadar kısa sürede bana bunları öğretemez ve uygulatamazdı!

Dolayısıyla artık mutlaka kahve içip kafa dinlemeye vakit ayırıyorum. Nasıl mı?
Uyudukları zamanı değerlendiriyorum. Çocukları sevmeye gelen ailemin evde olduğu zamanı kullanıyorum. Hiçbir şey yapamazsam geceleri çıkıyorum. Ayşen Ilgın olarak benim hayatım artık geceleri çocuklar uyuduktan sonra başlıyor ama onlar uyuyana kadar adım vasfım sadece ikiz annesi :)


11)İkizlerle yaşama tam olarak alıştın mı? Gürültülü bir sabaha uyanmaya, kalabalık bir masaya oturmaya ve birden fazla çantayla dışarı çıkmaya hatta araba yolculuğuna ,tatile ,her türlü seyahate adapte olabildin mi?

Ben psikolojik olarak bütün  bunlara kendimi hazırlamıştım. Hayatımın hiç bir gününü tekrar geri dönüp yaşayamayacağım bunun için bugünlerin tadını çıkarmaya çalışıyorum. Kendi halimizle eğleniyor, gülüp geçiyorum. Hayatımı zaten hep normal bir düzende yaşayacağım.
Birkaç yılını biraz karışık geçirmişim çok mu?
Onların  bir gülüşü,bir  bakışı ,bir duruşu için değer bence. Onların sesiyle başlayan günleri hiçbir şeye değişmem!



12)İkizler için bebek arabası marka ve modeli tercihin nedir? İkiz arabası mı iki ayrı puset mi?

Ben ikiz arabası kullanıyorum. Çoğu zaman yalnız dışarı çıkıyorum.Yanımda biri bile olsa ben bir mağazaya bakarken yanımdaki ikisini birden götürebiliyor.
Belimdeki fıtıkdan dolayı benim için bebek arabasının hafif olması, kolay kullanılabilirliği çok önemliydi. Onun için çok  araştırdım, denedim ve en son Sunny Baby markasına karar kıldım çok memnunum, kesinlikle tavsiye ederim.



13)İkiz sahibi olduğunu duyanların genellikle biraz şaşkın biraz da acıyan ifadeleri için ne düşünüyorsun?

Çoğu zaman kızıyor ve aslında hak da veriyorum. Farklı ve zor bur durum karşısında ne yapmalarını bekleyebilirim ki;)



14) "Tek çocuk hiç çocuk" cümlesi senin için ne ifade ediyor?

Kesinlikle doğru!
Bir kaç kez annem çocuklardan birini alıp evine gitti. Boşlukta hissettim kendimi ; )
Şimdi her çocuk bir değil seninkiler uslu demek ki diyenler olacak ama bizde durum farklı.
Enes, Bera'ya göre bakması daha kolay bir çocuk belki ama Berâ daha fazla hareketli, meraklı, yaramaz ve uyumayan bir çocuk. Enes ise oyalaması kolay olmasına rağmen yedirmesi problemli ve hep birebir ilgi, kucak bekleyen bir çocuk. Annem hangisini alırsa alsın diğerine bakmak çok kolay!  Kimse tek çocuklu olup da ikiz annelerinin yanında şikayet etmeye kalmasın yani :)


15) İkiz bekleyen annelere tavsiyelerin neler ?
Bence ikiz annesi olmak ayrıcalıklı bir durum ama ikiz babası olmak da öyle. Hatta ikiz ailesi olmak.
Sağolsun bana oldukça  yardımcı olmaya çalışan bir eşim ve her  daim yanımda olan bir ailem var.
Annemin, babamın, kardeşlerimin desteği olmasa çocuklarıma böyle iyi bakmayı başaramazdım. İkizlere bakmak bir ekip işi. Madden, manen, fiziken, ruhen destek gerektiren bir olay.
İkiz annelerinin karakterleri ne kadar güçlü olursa olsun moralleri hep yüksek olmalı!

İkiz annelerine tavsiyem; her ne kadar ikiz olsalar da çocuklarınızı kıyaslamayın! Onların  ayrı birer birey olduğunu unutmayın!
Sakın şikayet etmeyin, onlar birer lütuf ve siz de en az onlar kadar özelsiniz.
Bu yükü taşıyamayacak olsanız Allah size bu hediyeyi vermezdi!

Sevgiyle ve hep çocuklarınızla beraber mutlu yaşayın...

iyi insanı yazmak




Mig MEDYA köşe yazım;
İYİ İNSANI YAZMAK;


Hadi bu günden itibaren iyi birer insan olalım. Hayatınızı bir kitap varsayalım ve iyi insanı yazalım. Birinin gülümseyişine sebep olalım. Bu mutlu olmamıza yeter.  İçimizdeki boşluğu doldurur.

Yazının öncesi ve sorası için linke tık tık;) 

http://www.migmedya.com/yazarlar/aysen-ilgin/6034

28 Ocak 2014 Salı

Anneler ve Oğulları İçin Bir Fincan Huzur

İki erkek annesi olarak anne oğul ilişkileri ve iletişimlerine dair kafa yorduğum bir dönemde instagramdaki bir annede gördüğüm bu kitabı hemen gidip aldım. İçinde farklı insanların tecrübelerini içeren gerçek hayatlardan alınan küçük hikayeler var. Öyle vuavv dedirtecek şok hikayeler de değil. Basit, sıradan hayatlarımızın kıymetini anlayacağımız ve bizi nelerin beklediğine dair annelerin gözünden oğullarıyla ve oğulların dilinden anneleriyle ilgili küçük yumuşacık hikayeler bekliyor sizi. 

Hayatımızın içindeki küçücük ayrıntıları kocaman önemini ve anlamını fark etmek için okunmalı.  Üstelik kuşa hikayeler olması çocuğu küçük anneler için ideal.  Malum yarım kalan ve unutulan olaylar, nerede kalmıştım, hadi baştan okuyayım sorunu yok;)

 
Arka kapak;

Ne kadar uğraşsanız değişmeyecek şeyler vardır: Oğlan çocukları yılanlardan, kertenkelelerden, salyangozlardan, otomobillerden, bilgisayar oyunlarından, futboldan, silahlardan hoşlanır… 

Onları değiştirmek pek mümkün olmadığına göre, bu demektir ki oğullar, kamyonları, su tabancaları, kramponlu ayakkabıları, takım atkıları ile sevilecek! Ve onunla geçirilen her gün, bir gün kanatlanıp kapıdan uçup gidivereceği gerçeği unutulmadan dolu dolu yaşanacak! Anne tarafından duygular, korkular, çaresizlikler, kabullenişler böyle. 

Ya oğullar tarafından durum nasıl? Sınırsız bir şefkat ve sevgi kaynağı, huzur bulunan kucak, sabır taşı, hoşgörü yumağı… Bir erkek için annesi bunlar ve fazlasıdır. Ama bu beraberlikte fazla duygusallığa yer yoktur.

Anneler ve Oğullar için Bir Fincan Huzur, ancak annelerin ve oğulların paylaşabileceği benzersiz ilişkiyi ele alıyor. 50 öyküden oluşan bu derlemede, silinen her gözyaşının arkasındaki sevgiyi ve karşılığında alınan sonsuz şefkati ve sadakati hatırlayacaksınız.

27 Ocak 2014 Pazartesi

#2014

Mig Medya Ocak ayı köşe yazım; #2014

http://www.migmedya.com/yazarlar/aysen-ilgin/6013-2014.html




25 Ocak 2014 Cumartesi

ZAMANE ANNELERİ

11. ayda migmedya.com sitesinde yayınlanan köşe yazım;
 http://www.migmedya.com/yazarlar/aysen-ilgin/5975-zamane-anneleri.html


 
                                                 *fotoğraf internetten alıntıdır


80'lerin 90'ların çocukları anne olunca;
Babyshowerlar, hoş geldin bebek, hamileliği veda partileri, diş buğdayları, doğum günleri altın çağını yaşadı.   Önceden gelenler bebeğe hediye getirirdi. Şimdiki bebekler misafirlere hediye verir oldu. Bebek Kurabiyecisi, bebek hediyeleri, bebek organizasyon firması terimleri türedi. 

Kariyerlerini, sosyal hayatlarını askıya alan bu dönem anneleri çocuk bakarken de boş durmuyorlar tabi. Hamileyken çocuk bakımı kitapları okumaya, eğitimlere katılmaya başlıyorlar. Çocuk dünyaya gelince de öğrenme ve eğitme anlamında başka bir furya başlıyor. 

Biri de ben olmak üzere artık anneler daha ilk aydan bebeklerine kitap okuyor, resimlerine bakacağı kitaplar alıyorlar. Ayına, yaşına göre oyuncak seçiyorlar. Televizyondan mümkün oldukça uzak tutup müzik dinletiyor, eskilerin "anlamaz" mantığından arınarak hamilelikten itibaren birebir konuşuyorlar. Sosyalleşsin, paylaşmayı öğrensin diye ilk yaştan oyun gruplarına katılıyor, sağlıklı yaşamın vazgeçilmezi olan sporu hayatlarının bir parçası, yaşam tarzı olarak kabullensinler diye spor aktivitelerine katılıyorlar. Odaklanmayı öğrenip kendini bulsun, sakin yaşasın diye iki yaşından başlayarak çocuk yogası yaptırıyorlar. 

Her anne isterki, çocuğunu en iyi şartlarda ve en doğru metodla büyütsün. Ve her anne ister ki çocuğu hep yesin. Bu açıdan da gelişen teknoloji, eğitim seviyesi ve yaşam kalitesinde gelinen nokta itibariyle bu dönem anneleri daha şanslı, daha bilinçli ve haliyle daha özverili. 

Ben de geçen ay ikizleri babasına bırakıp anneysen.com ve SMA işbirliğiyle düzenlenen Prof Dr. Benal Büyükgebiz'in katı gıdaya geçiş eğitimine katıldım. Öncelikle anneler olarak çok iyi ağırlandık. Şık bir otelde kahvaltı yapıp eğitimi dinledik. Sonrasında beraber öğle yemeği yedik. Ben kendi adıma hem ikizlerin bakımından dolan kafamı ve ruhumu rahatlattım. Sosyal ağlarda yazıştığım annelerle yüzyüze tanıştım. Eğitimde yanlış bildiğim doğruları, doğru bildiğim yanlışları ve hiç bilmediklerimi öğrendim.

Anneler siz de hem çocuğunuz hem kenfiniz için birşeyler yapın. Firmaların sponsor oldukları beslenme, spor, oyun, okuma grupları gibi Kızlı-Erkekli etkinliklere katılın. Hem birşeyler öğrenin, hem çocuklarınız kızlı erkekli kaynaşsın, paylaşmayı, kardeşliği, karşı cinsel arkadaş olabilmesi öğrensin.  Hem kafanız dağılsın.

Kızlı erkekli hakkında Yılmaz Özdil konuyu özetlenmiş zaten. Üzerine söyleyecek söz olmadığından, ben de anneler sosyalleşsin konusuna değindim.

Kalbiniz sevgiye, zihniniz gelişime açık olsun

Ayşen Ilgın

Eyvah, Bloguma Ne Oldu?

 

Eyvah eyvah!

Yaklaşık 9 aydır Ayşen bir şey yazmamış:(

Peki bu 9 ayda neler mi oldu? Şöyle maddeliyeyim;

*Öncelikle Enes&Bera ikilisi 13.aylarında. Ayaklandılar; birer minyatür insan gibi hayatlarını sürdürüyorlar
*Ayşen anne baktı ki, böyle olmayacak tüm düzenini bozup ev değiştirdi; annesine komşu gitti. Artık Avrupa yakasındayız.
*Hayatımızdaki tiyatro, sinema,sergi, müze, konser, söyleşi vb aktiviteler yerini çocuk aktivitelerine bıraktı.
*Kitap bitirme hızım düştü, vakitsizlik had safhada
*Kitap alışverişlerinde öncelik çocukların kitapları oldu.
*Yazımına ara verdiğim kitap projem olduğu gibi duruyor
*Elime fırça alıp resim yapmayalı nicedir
*Dışarı çıkıldığında çocuklarla gidilebilecek yerler seçilir oldu
*Ve maalesef blog ilgisiz kaldı

Neyse ki artık bir şeyler daha düzene girer gibi oldu. Bundan sonra bloguma ilgi göstereceğime önünüzde söz veriyorum;) Blogumu da takipçilerimi de çok özledim. Sık sık görüşmek dileğiyle. Sevgiler