29 Nisan 2012 Pazar

TTNET Genç Yeteneklerin Yanında!

TTNET’in “Yeteneğe Destek, Yaratıcı Ekonomiye Destek Projesi”yle, gençlerimiz yeni kariyer firsatlarını keşfediyor.

Bilişim sektörüyle tanışan gençler, aldıkları eğitimlerle iş hayatına hazırlanıyor. TTNET, Türk ekonomisine destek oluyor. Siz de bu ücretsiz eğitimler hakkında bilgi almak için hemen tıklayın.

Bir bumads advertorial içeriğidir.

23 Nisan 2012 Pazartesi

Kitap aşkı baskı hatasını affeder mi?


Mis gibi bir Pazar gününde, kendime ayırdığım vaktin en değerli bölümü; kitap ve kahve. Uzun zamandır kitaplıkta gözüme çarpan Puşkin'in Yüzbaşının Kızı'nı alıp büyük bir hevesle açtım. 8 satırlık ilk paragrafı kuduktan sonraki 2. paragrafdaki -de bağlacının bitişik yazılması içimdeki tüm okuma aşkını sildi süpürdü. Kum Saati Yayınlarının baskısı olan kitabın henüz ilk sayfasında hata varsa ve bu benim canımı sıktıysa bile bile okumaya devam etmeli miydim? Acaba daha ne hatalar yapılmıştı? İlgim dağılırken odaklanabilecek miydim? Biraz düşündüm. Kitap okumak keyif işiydi ve ben her hatayı düzeltişimde gerilicektim. Hemen kapattım kitabı. Hayal kırıklığımı twitter'a yazdım. Benim gibi düşünen arkadaşlar buldum, konu üzerine tartıştık, sizle de paylaşmak istedim.

Yazar, Puşkin. Dostoyevski'nin hayatı boyunca hayranlık duyduğu, manevi yol göstericisi ve büyük Rus dehası diye tanımladığı Rus edebiyatının kurucusu. 
Eseri yine dünyaedebiyatında önemkli bir yere sahip olan Yüzbaşının Kızı
Demek ki, yazar da eseri de ne kadar değerli olursa olsun, editör ve yayın evlerine de çok söz düşüyor. Son noktayı koyan editörler ve yayıncıların özensizliği onların kaybedip, profesyonelce çalışanların yükselmesine, hatta tekelleşmesine, böylece dekitap fiyatlarının yükselmesine sebep oluyor ki, maalesef yine okur zararda...


Yine de siz siz olun, ucuz diye, baskısını kalitesini bilmediğiniz yayınevlerinin kitaplarını araştırmadan almayın. Arkadaşınınzdan alın, sahaflardan alın, kütüphaneden alın ama dilimizi bilmey kitap evlerinden kitap almayın. Sonra benim gibi mağdur olursunuz:/

Bu arada merak ettim, siz olsanız ne yapardınız, okumaya devam eder miydiniz? Bu ilk ve çözümü olan bir soru. Peki ben bu gramer hatalarıyla dolu kitabı ne yapacağım şimdi? Kitaplığımda tutsam olmaz, birine versem olmaz, atsam o hiç olmaz, gönlüm razı gelmez...


Keyifli, kaliteli okumalar, iyi haftalar. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlu olsun...

18 Nisan 2012 Çarşamba

18. İSTANBUL TİYATRO FESTİVALİ


 Tiyatro Festivalinin başladığı haberini okuyunca biraz İksv'nin basın bültenini karıştırdım. Programı özetleyip paylaşmak istedim (orjinali 14 sayfa) 
10 Mayıs–5 Haziran tarihleri arasında izleyicilerine zengin bir program sunuyor. 18. Tiyatro Festivali'nin teması Özgürlükler–Sorgulamalar. İnsan haklarından göçe, savaştan şiddete insan yaşamını sarmalayan durumlar, konular ve gerçekleri irdeleyecek. Festival kapsamında yurt dışından 5, Türkiye’den 40’a yakın tiyatro ve dans topluluğunun 100’ü aşkın gösterisi İstanbullu seyircilerle buluşacak.
Açılış Töreni, 9 Mayıs Çarşamba akşamı gerçekleştirilecek. Açılış Töreni’nde yıllarını tiyatroya adamış ve festival kapsamında  “Elin Elimde“ adlı yapımla aynı sahnede yan yana gelecek iki değerli sanatçımıza; Başar Sabuncu ve Cüneyt Türel’e İstanbul Tiyatro Festivali Onur Ödülü verilecek. Schaubühne Berlin’in Sanat Yönetmeni Thomas Ostermeier de  festivalin diğer Onur Odülü’nün sahibi olacak.
  
 18. İstanbul Tiyatro Festivali etkinlikleri bir ay boyunca şehrin 22 farklı mekânına yayılacak: Ali Paşa Han, Sahne Beşiktaş, Caddebostan Kültür Merkezi, Galata Rum İlköğretim Okulu, Garajistanbul, Haldun Taner Sahnesi, Hamursuz Fırını, Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi, Hasköy İplik Fabrikası, İkinci Kat, Kenter Tiyatrosu, Kumbaracı50, Küçük Sahne, Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı, Mekan Artı, Oyun Atölyesi, Salt Galata, Üsküdar Stüdyo Sahnesi, Üsküdar Tekel Sahnesi, Salon, Tiyatro Hal, Tiyatro Pera.

FESTİVALİN YABANCI KONUKLARI

*HAMLET – Schaubühne Berlin (Almanya)
12 Mayıs Cumartesi 20.30’da ve 13 Mayıs Pazar 15.30’da Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi

* ORFEO – Koreograflar Montalvo & Hervieu ile Cirque du Soleil dansçıları (Fransa)
Orfeo’yu hiç böyle görmediniz:
Picasso’dan Philip Glass’a, barok’tan hip-hop’a tam bir görsel şölen 
18 Mayıs Cuma akşamı saat 20.30’da ve 19 Mayıs Cumartesi günü saat 15.30’da Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi
* Gittiği her ülkede kapalı gişe oynayan “Kafka’nın Maymunu” (İngiltere)      
19 Mayıs Cumartesi günü saat 20.30’da ve 20 Mayıs Pazar günü saat 18.30’da Kenter Tiyatrosu

* HANS YA DA HEIRI - Zimmerman & de Perrot (İsviçre)
İstanbul Tiyatro Festivali’nin ortak yapımcılar arasında yer aldığı, 360° dönen sahne tasarımı ile ödül alan unutamayacağınız bir tiyatro, sirk, dans ve müzik gösterisi
26 Mayıs Cumartesi saat 20.30’da, 27 Mayıs Pazar saat 15.30’da ve 28 Mayıs Pazartesi günü saat 20.30’da olmak üzere üç özel gösteriyle, Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde

 *GERGEDAN - Théâtre de la Ville (Fransa)
Bir gergedanın saldırısı ardından, herkes gergedana dönüşmeye başlarsa ne olur?
1 Haziran Cuma ve 2 Haziran Cumartesi akşamları saat 20.30’da Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde



FESTİVALDE YERLİ YAPIMLAR 

18. İstanbul Tiyatro Festivali, programında bu yıl da ağırlıklı olarak seyirciyle ilk kez buluşacak yapımlara yer veriyor. İstanbul Tiyatro Festivali programında İstanbul’da ilk kez seyirciyle buluşacak 30’un üzerinde oyunun yanı sıra Dostlar Tiyatrosu, Kenter Tiyatrosu ve Oyun Atölyesi tarafından sergilenen dört farklı oyun da yer alıyor.

*Genco Erkal ve Tülay Günal’ın birlikte rol aldığı kabarenin müziklerini piyanist Yiğit Özatalay icra ediyor. “Ben Bertolt Brecht”, 23 Mayıs Çarşamba ve 24 Mayıs Perşembe günlerinde saat 20.30’da Kenter Tiyatrosu’nda izlenebilir

*Kenter Tiyatrosu’nda, Müşfik Kenter ile Kadriye Kenter’in 11 Mayıs Cuma saat 20.30’da yapılacak “Aşk Mektupları”  ve Yıldız Kenter‘in 13 Mayıs Pazar saat 20.30’da yapılacak “Kraliçe Lear” özel gösterimleri, 50 yıllık bir geçmişe anlamlı bir gönderme niteliği taşıyacak.

*Kemal Aydoğan’ın sahneye koyduğu, Haluk Bilginer’in Antonius ve Zerrin Tekindor’un Kleopatra rollerini üstlendiği “Antonius ile Kleopatra”, 26-27 Mayıs tarihlerinde Londra’da düzenlenen “Shakespeare’s Globe 2012 International Shakespeare Festival”de Türkiye’yi temsil edecek. Oyun, 1 Haziran Cuma ve 2 Haziran Cumartesi günlerinde saat 20.30’da Oyun Atölyesi’nde sahnelenerek, Istanbul Tiyatro Festivali’ndeki Shakespeare buluşmalarının bir ayağını oluşturacak.

Shakespeare Buluşmaları
18. İstanbul Tiyatro Festivali’nde üç Shakespeare klasiği bir araya geliyor: Almanya’dan gelen Schaubühne Berlin yapımı “Hamlet”i, Oyun Atölyesi’nin “Antonius ile Kleopatra”sı izliyor ve 18. Istanbul Tiyatro Festivali,  Tiyatro Pangar’ın “Macbeth”i ile noktalanıyor. Mehmet Birkiye’nin sahneye koyduğu ve güç, iktidar savaşları, ihanet  ve çöküş üstüne sorgulamaların hikâyesi “Macbeth”te Demet Evgar başrollerden birini üstleniyor
Tiyatro Oyunbaz, festivalde Tom Stoppard’ın “Rozencrantz ve Guildenstern Öldüler” adlı oyunuyla yer alıyor.“Rozencrantz ve Guildenstern Öldüler”, 2 Haziran Cumartesi saat 20.30’da ve 3 Haziran Pazar saat 15.30’da Üsküdar Tekel Sahnesi’nde gösterilecek.  
Biraz uzun oldu, sizi sıkmamak adına bunlar dışında aşağıdaki konuları da iiçeren oyunlar olduğunu, biletlerin biletix ve iksv'de satıldığını belirtmek istiyorum.
*Özgürlükler, suskunluklar, savaş, direniş..
*Ayrılıklar, özlemler ve ötesi
*Bir kadın ve bir erkek…
*Ve kadına yönelik şiddet…

Şimdiden iyi seyirler, gitmeyi düşünenler, hangi filmi seçeceklerini ve yazarlarsa belki okuyanlar için de fikir verebilirler. Sanatla kalın...

17 Nisan 2012 Salı

Suzan Defter/ Ayfer Tunç

Ayfer Tunç, Kapak Kızı, Yeşil Peri Gecesi romanlarıyla ve kısa hikayeleriyle tanıdığım, kalemine, hayal dünyasına, izlenimlerine hayran olduğum yazarlardan. Ubor Metanga etkinliklerinden tanıdığım, sempaik kişiliğiyle de sevdiğim birisi. Suzan Defter'i yılbaşında kız kardeşime hediye olarak almıştım. Bu hafta onun kitaplığından çalarak hemen okumaya başladım. Ve Ayfer Tunç yine, yeni, yeniden beni şaşırttı. Önce bir afalladım. Çünkü ilk sayfada atılan bir tarihin ardından başlayan cümleler, sayfa bitiminde hemen ardındaki 2. sayfadan devam etmiyor. Devamını beklediğim o sayfada da aynı tarihle başlayan, başka bir seste başka cümleler var. Bir sonraki sayfayı çevirip bakmayı akılettiğimde ilk sayfanın devamının bir sonraki sayfada devam ettiğini, bunun birbiriyle parelel giden, aynı tarihlerde farklı iki kişi tarafından yazılmış iki ayrı günlük olduğunu anladım anlamasına ama yine de ilk sayfalarda okurken kafam karışmadı değil. Neyse ki sonrasınde çözdüm, Sol taraftakiler Ekmel Bey'in, sağ taraftakiler Derya'nın yazdıkları.

Ekmel Bey baba mesleği olan avukatlığı seçmiş, eşiyle ayrılmış, ilgisiz bir çocuk sahibi. Kendini erkenden emekliye ayıran yalnızlığına gömülmüş bir adam. Günlüğü yazmaya başlarken ölümle bir pazarlık ediyor. Bu ayfalar bitince gel al canımı diye.
Derya, abisine aşık, baba özlemiyle büyüyen sonrasında tüm ailesini kaybeden 30larında eşinden ayrılmış bir kadın. Yıllar önce abisinin aşık olduğu, güzel ve iyi kalpli, deli gibi aşık Suzan'ı kıskanıp da aralarına girdiği, onlara rahat vermediği ve bundan duyduğu pişmanlığı yazıyor defterine. Abisinin ve Suzan'ın mutsuzluğuna kendini sebep bilirken, aşk uğrunda yanmanın, yanacak kadar sevmenin yaşamak olduğuna dikkat çekiyor.

Yalnızlıktan usanan Ekmel Bey, sırf gelenlerle sohbet edebilmek için, satmaya hiç de niyeti olmayan evini satılığa çıkarıyor. Buarada almaya ne niyeti ne de parası olan Derya, sırf evden dışarı çıkmak için bu ilana başvuruyor ve sonrasında birbirini takip eden buluşup sohbet etmeler, aynı paralellikte giden günlükler geliyor...
Bu kitabı isterseniz, sayfa sayfa, isterseniz önce Ekmek Bey'in yazdıkları, sonra Derya'nın yazdıklarıyla da okuyabilirsiniz. Ben ikinci yöntemi düşünsem de karşılaştırabilmek için sayfa sayfa okudum...
Kitabın adına gelince Suzan, Yanan demek. Yani Yanan Defter, yanmışın defteri...
Meğer bu uzun hikaye (novella) yazarın Taş-Kağıt-Makas adlı öykü kitabının içindeki bir hikayeymiş. Yıllar sonra tekrar baskıya alınmış, iyi de olmuş. Böylece hem bu hikayeden haberim oldu, hem de Taş- Kağıt- Makas'ı almak bana şart oldu;)

127 sayfalık ince bir kitap hakkında aslında yazacak öyle çok şey var ki. En iyisi en yalın haliyle güzel bir hikaye, farklı bir deneyim, okuyun derim diyerek noktalıyayım. Altını çizdiğim onlarca cümleden bir kaçını da sizlerle paylaşayım;

"Yaşamak, her şeye rağmen bir iz bırakmaktır yeryüzünde"

"Pazar günleri, hayatın intikam günleridir".....Birbirimizin soluğunu ve tenini, en gevşek halini, yumuşak karnını, acıyacak yanını, sert çehresini, aptal anlarını, hesaplı bakışlarını pazar günleri görürdük."

"Ayrılmak, bir solucanın ikiye bölünmesi gibidir. Ayrıldıktan sonra birbirini tanımaz parçalar"


“Ayrılmak, gidenin, kalanın kucağında bir kucak kor bırakmasıdır; yanar durursunuz kül olana kadar"


“Beraberlik ölü ise ayrılmak, çürüyen iki parçanın birbirinden zahmetsizce kopması demektir.Çürümek acı vermez. Ölü olan çürür.”

-İnsan gençliğini aşka vermese, gençlik ne işe yarar?
-Ama kaybeden sonunda siz olmuşsunuz
-Kayıp mı? Kaç kişi böylesine sevebilmiştir dünyada?
-Ama bir kucak dolusu korla kalan siz olmuşsunuz
-İyi ya, boş değildi kucağım
-Ama yandınız, kül oldunuz
-Ama vardım, kül bunun kanıtı

15 Nisan 2012 Pazar

İstanbul'da Lale Zamanı

Bildiğiniz gibi İstanbul'da lale zamanı başladı;) Caddeleri, kasırları süsleyen rengiarenk laleler her yılın Nisan klasiklerinden oldu artık. Biraz esse de dünkü yağmurlardan sonra güneşi görünce kendimizi dışarı attık. Her ne kadar Emirgan Korusu'na gitmek istesem de, köprü trafiğini göze alamadık. Kavacık'taki Hidiv Kasrı'na gittik. Geçen yıllarda da oradaki lale şölenini bildiğimden hiç tereddüt etmedim. Tam tahmin ettiğim gibi renk renk çeşit çeşit laleler, menekşeler, süslemeler karşıladı bizi. Onca çiçek arasında gezinirken, çayımı içip kitabımın sayfalarını karıştırırken, ağaçların arasından boğazı izlerken huzura ve renklere doydum diyebilirim. Bu güzel günü sizle de paylaşmak istedim. Buyrun resimler;)

Burası da Çiçek Satış Noktası. Gördüğünüz laleleri, menekşeleri, hatta papatya gibi çiçekleri tekli ya da çoklu olarak satın alabiliyorsunuz. Lalelerin tanesi 1.25 tl, tekli, ikili, beşli, yedili gibi çeşitleriyle saksıda çeşit çeşit çiçekler sizi bekliyor. Biz evimize sarı laleler aldık;)
 Bu ağacın etrafındaki banklarda boğaz manzarasını mı izlesek, kitapları mı karıştırsak şaşırdık;)


12 Nisan 2012 Perşembe

Emek Sineması için biletleri yırtıyoruz! 

 Yekta Kopan'ın blogunda Emek sineması için bilet yırtma yürüyüşünü okuyunca paylaşmadan edemedim. Aynen yayınlıyorum. Buarada yoğunluğumdan blogumla bu hafta ilgilenemediğimin farkındayım, affınıza sığınıyorum, dönüşüm muhteşem olacak. Sizin için güzel hazırlıklarım var;)

15 Nisan Pazar günü, saat 16.30'da Taksim'de başlıyor yürüyüş. Emek Bizim platformunun düzenlediği yürüyüşte, ikinci yılda beşinci kez Emek Sineması için, emek için, Emek'e kadar yürüyeceğiz. Hep birlikte... Bu adımların sadece bir sinema salonu için değil, bir şehrin hafızası için, kültürün sürekliliği için atıldığını bilen herkesle birlikte.

Sonra da iki yıldır vizyonda olan, o bir hayli çirkin filmin şu gördüğünüz biletlerini yırtacağız.

Yürüyüşle ilgili duyuru, poster ve bilet görsellerine Emek Bizim platformunun facebook sayfasından ulaşabilirsiniz:

http://www.facebook.com/emekbizim

15 Nisan Pazar saat 16.30 Taksim'e... Bilet yırtmaya...

2 Nisan 2012 Pazartesi

"Bir Kitap Al, Bir Kitap Bırak"



Notos dergisinin Nisan Mayıs sayısında Duygu Bayar Ekren'in bir haberine rastladım ve sizinle paylaşmadan edemedim. Fotoğraftaki şirin minik kitaplığı merak ettiniz değil mi, öyleyse buyrun;)

ABD'nın Wisconsin eyaletinde Todd Bol isimli biri, yaşamını kaybeden emekli öğretmen annesinin anısına, kapısının önüne okul binası görünümlü bir bir dolap yapmış. "Tek sınıflı okul" olarak tabir ettiği dolabı kitaplarla doldurmuş. Tabi ki kilidi olmayan ve içi kitaplarla dolu olan bu şirin binayı gören kitapseverlerin ilgisi projeyi alevlendirmiş. İşleyiş şöyle; buradaki kitaplardan herhangi birini alıp okuyup yerine bırakabilir ya da kitaplığınızdan her hangi başka bir kitabı yerine bıraktığınız takdir de seçtiğiniz kitap artık siz de kalabilir.

Wisconsin eyaletinde başlayan küçük kütüphanelere, İngiltere, Kanada, Almanya, Gana gibi ülkelerin de eklenmesiyle proje gittikçe büyüyormuş. Amerikalı girişimciler bu durumunu ipad'lerin, Kindle'ların çağında bir karşı-akım olarak kabul etmiş, bunun, elektronik aygıtların sağlayamayacağı biçimde, insanları okuma tutkusu etrafında yüz-yüze getirebileceklerine inanıyorlarmış.

Kesinlikle süper bir fikir. Tabi oralarda müstakil evler olması sebebiyle uygulanabilirliği yüksek bir proje. Keşke biz de benzer projeler üretebilsek. Arkadaşlarımızla, yakın çevremizle kitap alış verişinde olduğumuz durumu, başkalarıyla da yaşayabilsek, hatta okuduğumuz kitapları bir çay- kahve eşliğinde tartışabilsek güzel olmaz mıydı?

Bol okumalı, şanslı, keyifli bir hafta olsun. Kitapla kalın, iyi haftalar;)