31 Ocak 2012 Salı

LÜKÜS HAYAT

Tiyatro programlarına bakarken Lüküs Hayat çarptı gözüme ve 2011 Ekim ayında izlediğim bu oyunu yazmadığımı fark ettim. Oyuna dair siteye kendi yorumumu eklerken başka bir seyircinin 'hani okunması gereken klasikler vardır ya, Lüküs Hayat'da öyle, izlenmesi gereken bir oyun' yazdığını okudum. Ne de doğru söylemiş. Lüküs hayat 1984 yılından beri oynayan, gündeme göre esprilerini, eleştirilerini güncelleyen 3 perdelik uzunca ve pek keyiflice bir müzikal. Oyuncular öyle profesyonel ve oyun öyle eğlenceli ki, sıkılmak aklınıza dahi gelmiyor. Üç perde olması eğer arabasız geldiyseniz çıkışta eve nasıl gideceğinizi planlamanız için gerekli bir bilgi olarak kalıyor. Lüküs Hayat tiyatro denilince izlenmesi geren klasik oyunlar arasına giriyor. Zamanınızı ayarlayıp gidin görün derim

Ziya Göktay'ın performansına, oyunculuğuna bayılmakla beraber keşke Suna Pekuysal'la beraber izleyebilseydik diyerek değerli oyuncumuzu rahmetle andık. Oyun çoğunlukla Ümraniye Sahnesi, Kağıthane Sahnesi ve Harbiye Açık Hava Sahnesi'nde sergileniyor. Yine de Şehir Tiyatrolarının her ayın 23ü açıklanan programına bir göz atın. İzleyenlerin 2.hatta 3. kez izlediği bu oyunu kaçırmayın;)
Şehir tiyatroları progranına bakmak ve bilet almak için http://www.ibb.gov.tr/sites/sehirtiyatrolari/tr-TR/Sayfalar/Anasayfa.aspx adresini kullanabilirsiniz. İyi seyirler, iyi eğlenceler


29 Ocak 2012 Pazar

KARDA KIŞTA ONLARI UNUTMAYIN

Bu hafta hava sıcaklıklarının daha da düşeceği ve karın uzun bir süre şehri esir alacağını haberlerde görmüşsünüzdür. Biz insanlar işe gidip dönerken, alışveriş yaparken ya da herhangi bir sebeple dışarı çıktığımızda kalın giyer, dönüşte sıcacık bir eve döndüğümüzde ısınır, bir çay kahve demler camdan yağışı izlerin. Ama hayatta bizim kadar şanslı olmayan canlılar da var. Derileri bir dereceye kadar onları sıcak tutmaya yetse de, soğukta, karda kışta yiyecek içecek bulmaları zor olan hayvanlara lütfen yardım edin.
Ben bugün bayat ekmekleri ıslatıp balkona ve kapının önüne  koydum. Gelen kuşları izlerken hissettiklerimi anlatamam. Dün akşamdan kalan yemekleri de plastik kaplarla kaldırıma bıraktım. Bir anda o kadar çok kedi geldi ki, nereden ve nasıl geldiklerini anlamadım bile. Lütfen elinizi vicdanınıza koyun ve size muhtaç olan bu hayvanlara karşı duyarsız kalmayın

28 Ocak 2012 Cumartesi

ÇAY/KAHVE FİNCANLARI

Çocukluğumda evimizin odaları arasında bir de misafir salonu vardı. Orası evin en pahalı eşyalarının olduğu bir oda olur ve her zaman temiz kalırdı. Vitrinde duran birbirinden şık yemek ve çay/kahve takımları yalnızca misafir gelince ve bayramlarda kullanılırdı. Siz hala öyle misiniz bilmem ama ben kendimi şımartmayı severim. En kıymetli eşyalarımı kendim için kullanmaya bayılırım. Ara sıra belki ama günlük için ağır yemek masaları kurmam tabi ki, ama evde kitap okurken bile şık takımlarda hazırlarım çayımı kahvemi. Fiyatının, markasının pek önemi yok, ben seveyim yeter. Bir çok markanın bunları tek tek de satması işimi de kolaylaştırıyor. Evdeki mevcut takımlarımın dışında, çoğu zaman eşim ve kendim için ikişer tane alıyorum. Evde kullandıklarımı şimdilik eklemeyeceğim ama internette bulduğum takımları sizle paylaşmak istedim. Çok güzeller, şimdiden afiyet olsun. Kendinizi şımartmayı unutmayın;)







KUYUCAKLI YUSUF / Sabahattin Ali

Kürk Mantolu Madonna ile tanıştığım Sabahattin Ali, Kuyucaklı Yusuf'da da edebiyat anlamında hüsrana uğratmadı beni. Birbiri ardına akıp giden cümlelerle sayfaları nasıl bir hızla çevirdiğimi fark edemeden, unutamayacağım bir kahraman girdi hayatıma.
Sabahattin Ali, önce düğümün ne olduğunu sorgulatıyor okura. Bu adamın derdi ne ki anlatmaya değer bulmuş derken düğüme toslatıyor. Sonrasında bu düğümün nasıl atıldığını ve hangi yolla çözüleceğini merak ettirirken, olaylara anlamlar, duygular yükleyerek okura anlatıyor. Zaman zaman neler olacağını bilir, tahmin ederken bile o sakin cümleler nasıl oluyorsa merakınızı taze tutuyor. Okurken zalim bir taşra hayatı da, Yusuf'la Muazzez'in yaşadığı aşk da, kitaba konu olan diğer kahramanlar da, bulundukları mekanla birlikte hep gözümün önündeydi.
Kitapta yazar, Yusuf ve babası Salahattin Bey ile imkanların verdiklerine insanların boyun eğişini, Yusuf'un karısı Muazzez ile genç yaştaki gün ve tahsil görmemiş insanların çekilen yöne gidebileceğini, kayınvalide Şahinde Hanım'la annelerin her zaman iyiyi, doğruyu gösteren, örnek insan olamayacağını, çocuğunun ve kendi rahatını düşünürken aslında onu nasıl da bir felakete sürüklediğini, kasaba yaşantısında paranın sınırsız gücünü, devletin cebini düşünen insanlar yüzünden aciz kalışını çok güzel karakterize etmiş.
Sabahattin Ali'nin cümleleriyle başkalarının hayatlarına dahil olmak benim için her zaman keyifli. Ben bu kitabı okumak için geciktim, eğer okumadıysanız, listenize ekleyin derim

26 Ocak 2012 Perşembe

KEÇELİ ŞEYLER BUNLAR;)

El becerisi olan ve bunu kullanmayı seven insanlara hep hayran olmuşumdur. Mesela el örgüsü, boncuk, keçe işi. Benim de elim bir çok şeye yatkındır. Lakin çok sabırlı biri değilimdir ve pek de eğilimim, ilgim yoktur. İnternette değişik sitelerde keçeyle ilgili öyle güzel örnekler gördüm ki, dayanamayıp, paylaşayım dedim.Belki içinizden becerikli birileri çıkar, hatta bana da yastıklardan ya da kasnaktaki süslemelerden hediye etmek ister diye düşündüm;)






Özellikle çocuklar için müthiş güzel şeyler var, zamanı gelince de onlarla kendim ilgilenirim artık;)







25 Ocak 2012 Çarşamba

AÇIL SUSAM AÇIL




Kendimize ve çevremizdekilere hayırlı olabilecek yazgılar yazmak, sebebi güzel tercihler yapıp, gülen adamla biten cümleler kurabilmemiz dileğiyle...


25.01.2012 tarihli köşe yazım;
http://siirtlihamlet.com/index.php/yazar-yazlar--arsiv-/247-acil-susam-acil

24 Ocak 2012 Salı



Okurken, 
Cümlelerimde şarabımın kekremsi tadını alırsın diye,
En eskisinden, en iyisinden açtırdım, 
Lebiderya bir restoranın tek başıma oturduğum cam kenarındaki masasında.
Üç şiir yazıyor, bir küfrediyorum
Telefona ya da kağıda da değil üstelik, 
İçimden, sessiz sessiz.
Telefonumu bilerek şarj etmedim,
Dayanamayıp da ararım seni diye.
Değil kağıt, kalem
Evin anahtarını bile son anda aldım.
Daha şimdiden pişmanım
Masadan kalkmadan unutacağım dizelerim için.
Oysa hepsi küfürlerim kadar çok yakışmıştı sana.


AYŞEN ILGIN

TOPKAPI SARAYI


21 Ocak Cumartesi günü uzun zamandır gitmek istediğim Topkapı Sarayı'nı finalleri bitip tatile gelen erkek kardeşim ve onun üniversiteden iki arkadaşıyla beraber gezdim. Üç hafta önce sarayı gezmek için gidip Salı günleri kapalı olduğunu öğrenerek geri dönmüştüm. Gençleri sarayı gezme istekleri hoşuma gitmekle beraber ben de Topkapı Sarayı bilgilerimi tazeledim. Öncelikle sarayın kendi sitesinde yer alan tarihçesini paylaşmak istiyorum;
Topkapı Sarayı, Osmanlı sultanlarının ikametgâhı, devletin yönetim ve eğitim merkezidir. İstanbul fatihi II. Mehmed tarafından 1460-1478 tarihleri arasında yaptırılmış olan ve zaman içerisinde bazı ilavelerin yapıldığı Saray’da, Osmanlı padişahları ve Saray halkı 19. yüzyıl ortalarına kadar ikamet etmiştir. 1850’'lerin başında Sultanlar, mevcut Saray 19. yüzyılın devlet protokolü ve merasimlerine ilişkin gereksinimleri karşılamakta yetersiz kaldığı için Boğaz’daki Dolmabahçe Sarayı’na taşınmışlardır. Ancak saltanat hazinesi, Mukaddes Emanetler ve imparatorluk arşivleri Topkapı Sarayı'’nda muhafaza edilmiş, bir baba ocağı olması ve Mukaddes Emanetler’i barındırmasından dolayı burada devlet törenleri yapılmaya devam edilmiştir. Topkapı Sarayı, Osmanlı monarşisi 1922’'de kaldırıldıktan sonra, 3 Nisan 1924'’te Mustafa Kemal Atatürk'’ün emriyle müzeye dönüştürülmüştür.
Topkapı Sarayı'nın ziyaret ücreti tam 20tl, indirimli 10tl. Size tavsiyem Müze Kartı çıkartmanız.Girişte bilet alma süresi içinde çıkan Müze Kart fiyatı saray ziyaret fiyatıyla aynı. Müze kartın avantajı yıl boyunca Turizm Bakanlığına mevcut Türkiye'deki tüm müze ve ören yerlerinde ücretsiz giriş hakkı tanınmasıdır.
Kartını alıp içeri girdiğimizde sizi sarayın maketi karşılıyor.
Saray Bab-ı Hümayun, Alay Meydanı, Divan Meydanı, Enderun Avlusu, Sofa-i Hümayun, Harem bölümlerinden oluşuyor.
Sarayda Osmanlı ve Avrupa gümüşleri, Avrupa porselenleri ve taşları, İstanbul cam ve porselenleri, Mukaddes emanetlerin sergilendiği Has Oda, silahlar, saray hazineleri, bakır ve tombak eserler, Çin ve Japon porselenleri, padişah portreleri, padişah elbiseleri koleksiyonları bulunuyor. Hemen hemen çoğu yerde, özellikle de hazineler ve kutsal emanetlerin sergilendiği bölümlerde fotoğraf çekilmesi maalesef yasak. Kendi adıma yasak olan yerlerde fotoğraf çekmemekle birlikte internette olan bir kaç fotoğrafı burada paylaşmadan edemeyeceğim. Gök yarılmışçasına yağan yağmur sebebiyle bölümler/odalar arasında bir koşturmaca halindeydik. Bahçenin tadını çıkaramadığımız gibi, ziyaretin 16.00'da bitmesi dolayısıyla 'Harem' bölümünü gezme fırsatımız olmadı. Avrupa'da müzelerin çoğunun haftanın 7 günü akşam geç saatlere kadar açık olurken Topkapı Sarayı'nın yerli yabancı bir çok kişinin yoğun ilgiye rağmen bu kadar erken kapanmasından hiç hoşnut kalmadığımızı bildirmek istiyorum. Ziyarete giderseniz erken gitmeyi ve sarayın Salı günleri kapalı olduğunu unutmayınız derim




Silah Seleksiyonları bölümünde çeşitli yüzyıllara ait, oldukça işli, gösterişli topuzlar, şeşperler, kalkanlar, alemler, teberler, salıklar, kılıçlar, bilek siperleri, zihgirler, yaklar, ciritler, yatağanlar, palalar, bıçaklar, meçler, baltalar, kamalar, hançerler sergilenirken, Kanuni Sultan Selim'in kılıçları, Yavuz Sultan Selim'in kılıçları ve alemi, Sultan 1.Ahmed'in kılıçları ve alemi, Sultan 2.Abdülhamid'in kılıcı ve Sultan 3. Mustafa'nın muhteşem gösterişli törensel kıyafeti, zırh takımı, üzengisi de bulunmakta. Bu törensel kıyafetin fotoğrafını çekemediğim için kahrolmuştum. Neyse ki, tamamının olmasa da nette yandaki bir fotoğrafını buldum.
Mankene giydirilmiş bu kıyafetin üzerinde, görünmeyen kısımlarında, yine işli kılıcı, kemeri, kollukları, eldivenleri, dizlikleri de mevcut. O kadar gösterişli, öyle heybetli ki,önünde dakikalarca durup izledim.

Padişah elbiselerinin sergilendiği bölümlerde sultanların oldukça büyük ebatlarda, bordo, pembe, yeşil, sarı gibi canlı renklerde, lale, yaprak, piti kare desenli kaftanları, gömlekleri bulunmakta.

Hazine Odası'nda sergilenen Nadir Şah Tahtı;
Yandaki fotoğrafda İran hükümdarı Nadir Şah'ın beraberinde getirdiği ganimetler arasında Müslüman Hint İmparatorluğu dönemine ait bu tahtın Şah tarafından Sultan 1.Mahmud'a(1730)hediye olarak getirdiği biliniyor. Tahtın üzeri mücevherlerle işli.




Bu resimdeki saf altın taht ise Sultan 1. Ahmed'e ait. Sergilenen bir kaç tahtla beraber, şehzadeler için yapılan ahşap üzerine plakayla kaplı, zümrüt, yakut, elmas taşlarla işli altın beşik de sergilenmekte. Yeni doğan şehzadeler için getirilen bu altın beşik merasimi, Osmanlı'da yarı resmi önemli merasim sayılırmış. Gösterişe ve taşlara oldukça değer veren Osmanlı'ya ait dört bölüme/odaya ayrılmış hazine odasındaki diğer fotoğraflar;


Aşağıdaki resimde Topkapı Hançeri bulunmakta. İran Hükümdarı Nadir Şah'a ait 1964'deki 'Topkapı' filmine konu olan, zümrüt ve pırlantalarla bezeli bu altın hançerin arkasında saati de bulunuyor.


İçi 15-30 gr arasındaki zümrüt ve zebercetlerle dolu altın kaseyi paylaşmayı çok isterdim. Lakin yasak olduğu için fotoğrafını çekemediğim gibi nette bir resmini de bulamadım.
Ve son olarak Kaşıkçı Elması. 86 karat elmasın etrafı çift sıra 49 iri pırlantayla bezeli. Dünyada en çok bilinen 22 elmas arasında sayılıyor

22 Ocak 2012 Pazar

İSTANBUL EFENDİSİ


Engin Alkan'ın yönetip oynadığı Müsahipzade Celal Efendi'nin yazdığı İstanbul Şehir Tiyatroları'nda oynayan bu oyunu herkes izlesin, bilsin istiyorum.
Ben eşim ve iki arkadaşımla geçen sezon Harbiye Açık Hava Sahnesi'nde izleme fırsatı bulmuş ve çok büyük bir keyifle izlemiştim. Bu sezon tekrar gidebilmek için aylardır bilet arıyordum. Oyun o kadar başarılı ki, biletler satışa çıktığı gün bitiyor. Neyse ki, Kağıthane Sahnesi'nde bilet bulabildim.Annem, kız kardeşim ve bir arkadaşım için olmak üzere dört bilet aldım ve sabırsızlıkla oyun gününü bekledim. Anlayacağınız sevdiklerimi kolundan tutup bu oyuna götürüyorum;) Perşembe izlediğimiz oyunda yine ve yeniden kahkahalarla dolu bir geceden çıkarken, dönüş yolunda hala oyundan replikler söyleyip gülüyorduk.
Kadro muhteşem, performanslar harikulade, müzik, kostümler, dekor muazzam. Hiç bıkmadan, doymadan defalarca izleyebilirim bu oyunu. Siz de kendinize ve sevdiklerinize bu oyunla beraber kahkahalar satın alabilirsiniz, oyun bitiminde elleriniz patlayana kadar ayakta alkışlayacağınıza ve hiç unutamayacağınıza garanti verebilirim. İstanbul Efendisi benim favori oyunum;)
Konusu; kendisine damat adayı beğenen, cinlere perilere bel bağlamış zamanın İstanbul Efendisi olan Savleti Efendinin, kızı dışarı çıktığı zamanlarda gördüğü bir başkasına sevdalanmıştır. Adını bile bilmediği bu gence mendilini atan küçük hanım, mendilden anlam çıkaramayan gencin yardım istediği Çengi Afet ile tanışır. Saraylara, zengin efendilere kız veren Çengi Afet İstanbul Efendisine bir oyun oynamaya karar verir. Böylece  efendi, babasının isteği üzerine yıldızları, burçları öğrenmeye çalışan aklı kıt, saf oğul İrfan'ın kardeşi küçük hanımın burcunu yanlış bağladığı için kızan cinler küçük hanımı önce kaçırıp sonra çarptığına inandırılır ve tesadüf bu ya kızın halinin tek çözümü kızının sevdiği delikanlı olur;) ama bu arada olan olaylar, ayrıntılar da izleyiciyi gülmekten kırıp geçirirken, birbirinden keyifli müziklerle eğlendirip coşturur. Yorumlar,videolar ve fotoğraflar oyunu anlatmaya yetmiyor. Anlatmakla olmaz, görmeniz lazım;)



Yöneten: Engin Alkan
Dramaturji: Sinem Özlek
Dekor Tasarımı: Barış Dinçel
Kostüm Tasarımı: Duygu Türkekul
Işık Tasarımı: Murat İşçi
Koreografi: Senem Oluz
Müzik Direktörü: Hüseyin Tuncel
Yönetmen Yardımcıları: Zafer KırşanVolkan AyhanAslı AltaylarSelimcan Yalçın
OYUNCULAR
Savleti Efendi: Engin Alkan, Menteş Ağa: Zafer Kırşan, Ferhat Ağa: Volkan Ayhan, Muhsin Efendi: Hüseyin Tuncel
Safi Çelebi: Ümit Taşdöğen, İrfan: Çağlar Çorumlu, Dilâver: Emrah Özertem, Usta Agop: Tuğrul Arsever
Usta Yuvan: Cihan Kurtaran, Durmuş: Serkan Bacak , Bekir: Murat Üzen, Çengi Afet: Mahperi Mertoğlu
Feraset: Özlem TürkadEsma Hanım: Derya ÇetinelDilâram: Sevinç ErbulakHandan: Selin TürkmenŞadan: Berna Adıgüzel

18 Ocak 2012 Çarşamba

KAR TADINDA BİR MUTLULUK KUMBARASI


Kar İstanbul dahil çoğu şehri süsleyince ben de ara vermeden kar konulu bir köşe yazısı kaleme aldım. Umarım beğenirsiniz. Ama sadece kar olarak düşünmeyin. Bu birazda hayata bakış açınızı değiştirebileceğini düşündüğüm, pozitif bakış açısı aşısı;) Yazıya linkten ulaşabilirsiniz  http://siirtlihamlet.com/index.php/yazar-yazlar--arsiv-/224-aysen-ilgin-kar-tadinda-bir-mutluluk-kumbarasi




YABANCI / ALBERT CAMUS

1957 Nobel Ödülü'nü alan Alber Camus'nun Yabancı'sını duymuşsunuzdur. Hep ertelediğim bu kitabı nihayet okudum, iyi ki de okudum. 1913-1960 yılları arasında yaşayıp, 20.yy Fransa'sına hatta dünyasına damgasını vurmuş bir kaç aydından birini tanıdığıma memnun oldum. Can yayınlarından Vedat Günyol çevirisiyle çıkan kitabın ilk sayfaları Camus ve Yabancıya dair bilgiler vermekte.Kesinlikle bu sayfaları atlayayım sonra okurum demeyin. ben bu sayfalarda önce yazarın hayata bakış açısını öğrendim. Sonrasında yazdıkları daha anlamlı geldi. Karakterin neden öyle davrandığını anladım. Kitapta insanları kendi değer yargılarını başkalarına kabul ettirmek istemeleri, kendi doğrularını kati doğru bulması işlenmiş. Yazarın yalın dilinden akan hikaye nasıl  buralara geldi derken, insanların kendi gibi düşünmeyenlere ve hayata hangi pencerelerden baktığını da şaşkınlıkla izleyeceksiniz.

'Sartre'nin yerinde bir tanısına dayanarak söyleyebiliriz ki, Yabancı romanı, saçma üzerine ve saçmaya karşı yazılmış, klasik değerde bir romandır' diyerek kitabın başındaki yazara ve kitabın etkilerine dair olan yazıdan alıntılar yaparak okumanızı tavsiye ettiğimi eklemek istiyorum. İyi okumalar

*Alber Camus'nun dünya görüşü, yaşamın anlamsızlığından, saçmalığından kaynaklanan bir kavrayıştan yola çıkmaktadır. Ölümle biten yaşam saçmadır. Bunda kuşku yoktur. Ama yaşam ölümle bitiyor diye kapayacak mıyız gözümüzü, yüreğimizin kapılarını, bu yaşanası dünyanın güzelliklerine. Mademki yaşıyoruz, yaşadığımız sürece mutlu olmaya, sağımızda solumuzda mutluluk yaratmaya çalışalım.
*Mutluluk, hiç bir şey beklemeden dünyayı, insanları sevmektir.
*Umutsuz edebiyat sözü birbirini tutmayan iki sözdür. Çünkü edebiyatın olduğu her yerde umut vardır.
*ben, kendi adıma insanların yüz karasıyla savaşmaktan geri kalmadım, katı yürekli insalardan tiksindiğim kadar hiç kimseden tiksinmedim.

14 Ocak 2012 Cumartesi

PARİS'TE GECE YARISI

Karlı bir cumartesi gecesini eşimle evde film izleyerek geçirmeye karar verdik. Paris karelerini sindirirken sıcağı sıcağına filmi sizle paylaşmak istedim. Dvd'sini bir iki hafta önce sırf üzerindeki resme, renklere vurulduğum için aldığım Paris'te Gece Yarısı filmi muhteşem Paris kareleri ve kulakların pasını silen bir müzikle başladı. İlk saniyeden büyülendik. Bir türlü gidemediğimiz Paris seyahatini hızlıca tamamlamış olduk, tek eksiğimiz orada bulunduğumuza dair fotoğraflar diyebilirim. Konunun ilk kez kitabı çıkacak bir yazarın başından geçiyor oluşu ve film boyunca bir çok sanatçıya değinilişi benim için güzel bir sürpriz oldu. Paris sokaklarında gezmek ve oraya gittiğinizde neler yapabileceğinizi not etmek için hazırlanın diyebilirim, ben bu filmi çok sevdim. Bir kez daha izlemeyi düşünüyorum




Filmde Amerikalı nişanlı çift Gil ve Inez, Inez'in ailesi Paris'e gelirken çok sevdikleri bu şehri görmek için onlara takılıyor. Gil Paris'in büyülü havasına kapılıp, oraya yerleşme fikrini öne sürer. Bu şehrin üzerinde çalıştığı kitap için ilham vereceğini düşünmektedir. Yağmurlu havada Paris sokaklarında yürüyüş yapmak Gil'e müthiş keyif verirken nişanlısı için hiç bir şey ifade etmiyordu. Inez ve Pariste karşılaştıkları arkadaşları şarap tadımından sonra dansa giderken sarhoş olduğunu düşünen Gil yürüyerek otele gitmeye karar verir. Paris sokaklarında kaybolunca dinlenmek için kilisenin basamaklarına oturduğunda gece yarısı çanı çaldı ve eski model bir araba kilisenin önünde durur. Bindiği bu arabayla kahramanımız kendini yaşamayı arzuladığı 1920 Paris'inde bulur. İlham aldığı kişilerin, eski sanatçıların içinde bulununca şaşkınlık içinde kalır ve sarhoş olduğunu düşünür. Çünkü yazar F.Scott Fitzgerald ve kendi gibi yazar olan eşi Zelda Fitzgerald ile tanıştığı partide tanıdık gelen müzikte, piyano başında Cole Porter vardır.
Film boyunca her gece yarısı kilisenin önüne gelen eski arabayla geçmişe giden Gin vasıtasıyla filmin yazarı ve yönetmen Woody Allen, insanın hep geçmişi arzuladığını, ah şu tarihte, şu zamanda yaşasaydım dediğini, ama o zamanda yaşama fırsatı olduğunda da bir önceki tarihi arzulayacağını göstermektedir. Film biraz sanatçı tanımak gerektiriyor. Çünkü geçmişe gittiğinizde etrafınız bu sanatçılarla doluyor. Ama korkmayın, filmin gidişatından çıkarabiliyorsunuz, kopukluk olmuyor. Biz bu isimlerin bir kısmını tanısak da aralarında tanımadıklarımız da vardı. Eğer izlemediyseniz şu isimlere bir göz atın derim. Son
olarak 64. Cannes Film Festivalinin açılışında da gösterilen bu filmi izlemelisiniz
*Ernest Hemingway           *Zelda ve Scott Fitzgerald
*Pablo Picasso                  *Salvador Dali
*Cole Porter                      *T.S.Eliot
*Edgar Degas                    *Paul Gaugin
*Gertrude Stein                  *Paul Gaugin
*Juan Belmonte                  *Man Ray